İngiltere Gezi Notları

Merhabalar, uzun zamandır yazmayı planladığım İngiltere, İskoçya ve Galler gezimiz için sonunda bilgisayar başındayım. Sizde benim gibi zilyon tane fotoğraf çekip sonra da ayıklamak için saatlerce bilgisayar başında geçiriyor musunuz? Lütfen söyleyin, yalnız olmadığımı bilmek belki rahatlatır. 🙂 Ve birde bende aynı kareyi 2, bazen de 3-4 kere çekme huyu var, acil kurtulmalıyım!

Evet, Büyük Britanya gezimiz iki aşamadan oluşuyor. İlkini ilk evlilik yıldönümümüze getirip planlamıştık, 17-24 Mart’17 tarihlerinde. İkincisini de hazır vizemiz varken, aklımız oralarda kalmışken, bir daha eşimin İngiltere vizesi almaz korkusuyla tekrar İngiltere’ye kaçalım dedik, 26-30 Haziran’17 tarihlerinde. Biz o dönem Doha’da yaşıyorduk, aslında ilk hedeflerimiz hep Körfez ülkelerini gezmekti, nitekim Bahreyn ve Umman’ı ilk gittiğimiz dönemlerde gezmiştik. Doha’da vize alımları çok kolay olduğu için ve bir de en çok gitmek istediğim ülkeler arasında İngiltere olduğundan burayı tercih ettik. Gelin size vize anımı da anlatayım, Türkiye’de vize alımları zor olduğundan, bizde buradan alalım rahatlık olsun diye düşünüp, 10 yıllık Amerika vizesinide 3 günde ve çok kolay bir şekilde almıştım. Hatta işlemler sırasında sadece hangi ülkelerimi gezdiğimi sordular ve birkaç gün sonrasına gelip alabilirsin demiştiler ve tabi şaşkınlıkla oradan ayrılmıştım. Neyse umarım 10 yıl içinde Amerika’ya da gideriz. 1 senesi çoktan geçti bile, ilgili makama duyurulur. 🙂

Öncelikle çevremdekilerden hep “Nasıl geziyorsunuz?, Nasıl tek başınıza hallediyorsunuz?” gibi gezilerimizle alakalı çok sorular alıyorum.

Büyük Britanya Gezi Rotalarımız

Biz gezilerimizi nasıl planlıyoruz;

1. Öncelikle gideceğimiz ülkeye karar veriyoruz, ondan sonra tüm iş bana kalıyor. 🙂
2. İlk olarak otel ve uçak biletleri için tüm seçenekleri oluşturup, sonra da eşimle beraber seçeriz ve en son ödeme kısmını o halleder.
3. Otel seçimi benim için çok önemli olduğundan ‘booking’ gibi muhteşem bir site sayesinde detaylı bir araştırma yaparım. Şuan ülkemizde ‘booking’ yasaklandı ama başka alternatifleri var, hotels.com, trivago.com.tr gibi siteler size yardımcı olabilir. Ya da son dönemde popüler olan airbnb.com.tr yani otel yerine evde kalmak istiyorum diyenler için, özellikle çocuklu ya da kalabalık aileler için çok güzel bir alternatif. Ve mükemmel odaları, daireleri, taş evleri, villaları, farklı tür konaklama çeşidi bulmanız mümkün. Biz İngiltere’ye ikinci gittiğimizde The Cotswolds bölgesi için Airbnb düşünmüştük. Cotswolds, İngiltere’nin köy ve kasabalarından oluşan masalsı bir bölgesidir. İngiliz köy hayatını yakından görmek, yaşamak istiyorum derseniz kesinlikle o müthiş doğanın içindeki taş evlerde kalın derim. Özellikle Airbnb’de bir taş eve hayran kalmıştım, günü bize uymadığı için kalamadık ama hala aklımda giderseniz, o evi size tavsiye ederim. Aslında butik otellere bayılıyorum. Çünkü bir şehire gittiğimde doğasına, kültürüne uygun yerlerde kalmak bana daha çok heyecan veriyor, yaşanmışlık hissini daha çok hissediyorum, otel gibi büyük mekanlardansa butik tarzı küçük otellerde ki samimiyeti, otel sahibiyle tanışıp sohbet etmeyi daha sıcak buluyorum. Ülkemizde ciddi anlamda güzel, tarihi butik oteller var. Türkiye’de kuzenlerimle gezerken hep butik otelleri tercih ederdik. Bir kere başımızdan Gaziantep’te güvenlik sebebiyle bir olay geçmişti, o zamanlar tabi korkmuştuk ama bu sevdamız hiç bitmedi. Yurtiçinde kısa süreli tatillerde bence butik otel tercih edilebilir. Ama yurtdışı seyahatlerinde uzun ve yorucuysa, normal otelleri tercih etmeyi seviyorum, zaten oteli sadece uyumak için kullanıyorsunuz. Bu yüzden otel tercihlerinizi, yaptığınız programa göre karar vermelisiniz. Ama hala yok ben uğraşamam, biri benim için yapsın diyorsanız, Toprak Turizm sizler için, tüm detaylarıyla tatil programınızı oluşturabilir. REKLAMLAR! 🙂
4. Gideceğimiz ülkenin gezilecek yerlerini, yeme-içme gibi tüm detaylarına tripadvisor, bloglar, forumlar, bölgenin yerel web siteleri gibi birçok internet kanalından bilgileri toparlayıp, derliyorum. Açıkcası bunları yapmaktan büyük keyif alıyorum. Dediğim gibi bunu yapmaktan hoşlananlar çok kolay bir şekilde tatil programını hazırlayabilir ya da sevmeyenler için turizm acentaları sizleri bekler!
5. Gezeceğiniz ülkede nasıl gezeceğinizi araştırıp toplu taşıma ya da araç kiralamayı önceden ayarlamalısınız. Biz genelde araç kiraladığımız için hep memnun kaldığımız uluslararası araç kiralama firmasıyla çalıştık. Önceden ayarladığınızda hem güzel indirimler alabiliyorsunuz hem de hep aynı firmayla çalıştığınızda bazen upgrade gibi güzelliklerle de karşılaşabiliyorsunuz.
6. Ve tabiki internet olmazsa olmaz, biz genelde eşime ya da bana yurtdışı internet paketi alıyoruz, acil durumlar için. Bunun dışında zaten gittiğiniz restaurant, müze ve parklarda kolaylıkla internet bulabiliyorsunuz. Ve hayat kurtaran uygulama ‘here’ internetiniz olmadan çevrimdışı kullanabildiğiniz bir harita, arabayla seyahet edenler için süper bir uygulama. Uygulamayı yükledikten sonra gideceğiniz ülkeyi seçip indirmeniz gerekiyor, sonra keyifle kullanabilirsiniz.
7. Gittiğiniz ülkelerde müze, sergi, tiyatro gibi aktiviteler için hem sıra beklememek hem de gittiğinizde süprizle karşılaşmamak için önceden bilet almanız ya da rezervasyon yaptırmanız gerekebiliyor. Biz gitmeden London Eye ve Sky Garden için yapmıştık. Çok güzel paketlerde oluyor, LondonEye / Madame Tussauds / Cruise gibi değişik kombinasyonlu daha indirimli biletler alabiliyorsunuz.
8. Ve son olarak gideceğiniz ülkenin hava durumunu öğrenmeniz, yanınızda getireceğiniz şemsiye, ilaç gibi ufak tefek detayları gözden geçirmeniz gerekiyor. Bir gezinin olmazsa olmaz parçaları sırt çantası ve spor ayakkabısıdır. Bir de biz genelde yanımızda kuruyemiş bulunduruyoruz. Bazen çok yürüyüp acıktığınızda anı kurtarabiliyor. Tabi çocuklu ailelerin bunu detaylandırması gerekebilir. Ne gerek var, artık her yerde herşey var, demeyin! 🙂

Big Ben

Peki biz, Birleşik Krallık’ta neler yaptık?

Birleşik Krallık; İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’yı kapsar. Biz ilk tüm Krallığı gezelim fikriyle yola çıktık ama sonra 8 günün yetmeyeceğini, 1 ay da ancak tüm Krallığı gezebileceğimizi acıda olsa farkettik. 🙂 Bizde ilk gezimizde, İngiltere ve İskoçya’yı, ikincisinde de yine İngiltere ve Galler’i elimizden geldiğince gezmeye çalıştık. Çizdiğim rotalarda, yolumuz üzerinde görmek istediğimiz birçok şehir vardı; Bath, York, Birmingham, Manchester, Leeds, Bristol gibi. Bir şehir nerdeyse bir gün demekti, bu şehirleri malesef çıkarmak zorunda kaldık. Eğer siz uzun bir tatil planlarsanız, kesinlikle bu şehirleri de ekleyin derim. Biz rotalarımızı hep en kısa olacak şekilde planladık ve çok keyifle kuzeye yani İskoçya’ya çıktık.

İlk söylemek istediğim, bırakın Birleşik Krallığı keşfetmeyi sadece Londra’yı bile bitiremiyorsunuz ve bitirmekte istemiyorsunuz, zaten doyamıyorsunuz da. Aklımın, kalbimin oralarda kaldığını söyleyeyim, siz sonra fotoğraflara baktıkça bana hak verin. 🙂
Başınızı her çevirdiğiniz sokaklarının cetvelle çizilmişçesine düzeniyle, doğasıyla, parklarıyla, şehrin bir bölümü Victoria dönemi mimari dokusuyla, diğer bir bölümü ise modernizme ayak uydurmuş ünlü İngiliz mimarları Norman Foster, Richard Rogers, Zaha Hadid, David Chipperfield’ın gökdelenleriyle sizi büyülüyor. Çok farklı kültürleri barındırması, kozmopolit bir şehir olması, sokaklarında aşırı keyif almam bu şehrin müptelası olmama yetti. Gezerken gördüklerimden sadece ben değil, ruhumda keyif aldı. Öyle bir şehir, öyle bir ülke, hayallerimde ki benim şehrim diyebilirim.

BUNLARI YAPMADAN, GÖRMEDEN, YEMEDEN, İÇMEDEN DÖNMEYİN! 🙂

1. Önce görülmesi gereken müzeleri, tarihi yerlere bir gidin! ( British Müzesi, Victoria ve Albert Müzesi, Natural History Müzesi, Tate Modern, Westminster Sarayı, Big Ben, London Eye, Buckingham Sarayı, Tower Köprüsü, Hyde Park, Regent’s Park, Trafalgar Meydanı, National Galeri, Tate Modern, Notting Hill, Piccadilly Circus, Covent Garden, Soho, Chinatown. )

British Müzesi

British Müzesi / Great Court

British Müzesi / Great Court

Victoria ve Albert Müzesi

Ana girişteki, Dale Chihuly tasarımı üfleme cam avize.

Tower Bridge, Londra'nın simgesi ve baskül köprü (açılır-kapanır, hareketli ) türünün en iyi örneklerinden.

London Eye'dan Westminster Sarayı, İngiliz Parlamentosu'na ev sahipliği yapan yapı.

Kraliçe Victoria Heykeli ve 17. yüzyıldan beri Kraliyet Ailesi'nin, sevilen Lady Diana'nın da yaşadığı Kensington Sarayı.

Kensington Sarayı

Buckingham Sarayı

2. Londra’yı kesinlikle bisikletle gezmenizi tavsiye ederim. Biz ilk gittiğimizde hep yürümüştük, ikinci gittiğimizde bisikletle gezdik, hangisi derseniz şimdi gitsem tekrar bisikletle gezerdim. Şehir adeta bisikletliler için kurulmuş, özel trafik lambalarınız bile var düşünün, aşırı hoşuma gitmişti. 🙂 Şehrin çoğu yerinde Santander Cycles adında bisiklet kiralama istasyonları var. İstasyonda ki makinaların üzerinde yönergeler sizi bilgilendiriyor. Sistemi ise şöyle; yarım saatte bir bisikleti herhangi bir istasyona bırakmanız gerekiyor, tekrar elinizde kodla yeni bisikletinizi alıp devam ediyorsunuz. İlk biz yarım saat çok az yetişemeyiz diye gelmişti ama inanın her köşede hem istasyon var, hemde zaten ulaşmak istediğiniz yere yarım saate çok rahatlıkla ulaşıyorsunuz. Haritadan baktığınızda da Santander istasyonları gözüküyor, bisikletler yepyeni, ücretleri ucuz, yollar size özel, daha ne olsun, şehrin tadına varın, keyifli sürüşler.

Santander istasyonlarında ki bilboardlar

Santander Bisiklet İstasyonları

Santander biletlerimiz

Bisikletliler için olan trafik ışıklarında beklerken ki manzaramız 🙂

Mola ve fotoğraf zamanı

3. Notting Hill’den, Julia Roberts ve Hugh Grant’ın oynadığı Aşk Engel Tanımaz ( Notting Hill ) filmini hatırlamadan, meşhur rengarenk evlerinin önünde fotoğraf çekilmeden, haftasonları açılan ünlü antika pazarı Portobello Road Market’ini gezmeden dönmeyin. Ben çok büyük hayallerle gitmiştim, antika ingiliz çatal bıçak takımları bulmak ümidiyle ama öyle olmadı, nasibime minyatür İngiliz çay takımları, güzel İngiltere kartpostalları düştü. Alışveriş sırasında Türk satıcılarla da karşılaşmanız pek mümkün. Türkler her yerde! 🙂 Portobello Road’un köşebaşında bulunan ‘AllSaints’ mağazasını da görün derim, İngiliz giyim markasıyla bende ilk burada, vitrin ve iç duvarlarını kaplayan antika Singer dikiş makinaları sayesinde tanıştım. Bir anda kendinizi içerde dikiş makinalarını incelerken ve fotoğraflarken buluyorsunuz. Bu arada bu markanın dünyadaki tüm şubeleri bu şekilde tasarlanmış.

Nothing Hill, Londra'nın prestijli semtlerinden biri.

Nothing Hill caddeleri ve İngiltere'nin simgesi haline gelen taksileri

Nothing Hill sokakları.

Nothing Hill'de olduğumuz belli olsun :))

Portobello Road Market

Portobello Pazarı

Portobello Pazarı

Portobello'da bir mağaza

Nothing Hill semtinde aşık olunası bina ve kapı serisi 🙂

Seri devam ediyor 🙂

Rengarenk Nothing Hill Evleri

Renklerin güzelliği.

Renklerin güzelliği.

Siyah Asaleti!

Çünkü Kırmızı!

Bisikleti ve kapıyı alıp gidebiliyor muyuz? 🙂

Allsaints Mağazası / Portobello

Mağaza dekorasyonunda kullanılan eski zaman Singer dikiş makinaları.

Mağaza dekorasyonunda kullanılan eski zaman Singer dikiş makinaları.

4. Camden Town, değişik tadlar arayanlar için, biraz serseri sokak stilim ruhuyla dolanmak isteyenler için birebir! Küçük mağazalar, hediyelik eşyalar, cafeler, publar, açık tezgahlar, binbir çeşit yemekler, canlı müzikler, rock – punkçı tiplerin bolca bulunduğu, tam olarak renkli, keyifli kaos ortamı ve İspanyol tatlısı Churros’a aşık olma yeri! Evet tüm bunlar Churros için, gidin ve benim için de Churros’u nutellaya bandıra bandıra yiyin!

Camden Lock

Camden Lock

İspanyol tatlısı Churros

Camden Lock Market'inde dünya mutfağından seçenekler bulmak mümkün.

5. Sadece birkaç saatliğine Leicester Meydanın’da ki 4 katlı m&m’s mağazasında çocukluğunuza dönün. Rengarenk m&m’s duvarlarından kendiniz bardaklara istediğiniz kadar doldurun ve yiyin. Özellikle fındıklısı efsane! Aklınıza gelebilecek herşeyi m&m’s hayal edin! Buradan da karşısında ki 2 katlı Lego mağazasına uğrayıp legodan yapılmış dev Big Ben, Londra metrosunu, meşhur kırmızı telefon kulubesini, tower köprüsünü görüp hayran kalmadan, alıp bizde mi yapsak mı demeden dönmeyin! 🙂

6. Londra’nın ortasında Kraliyet parklarının en büyüğü olan Hyde park’da yürüyüş yapmadan, göletteki kuğuları görmeden, ağaçlarda ki sincapları beslemeden dönmeyin. Ve birde parkın içinde Irak asıllı İngiliz vatandaşı olan dekonstrüktivist mimar Zaha Hadid’in yapmış olduğu sanat galerisi Serpentine Sackler bulunuyor. Binanın eskiden barut deposu olarak kullanılan kısmı klasik bir 19. yy tuğla yapısında ve 21. yy germe yapısıyla birleştiren mimar, eskiyle yeni sentezini en güzel biçimde gözler önüne seriyor, cafesinde kahvenizi yudumlarken yakından görme şansınız olabilir.

Hyde Park'ın uzun yürüyüş parkurları kalp.

Serpentine Sackler Galerisi

Zaha Hadid Design Galeri'sinde Zaha Hadid tasarımlarını yakından görebilirsiniz. Goswell Road, London.

Gel sarılacağım, diyor! 🙂

Fotoğraftaki ürkek sincabı bulunuz. 🙂

7. ‘Pret A Manger’, Londra’da popüler olan ve neredeyse her köşe başında bulabileceğiniz, Starbucks tarzı bir coffee shop zinciri. İçerisinde harika taze sandviçler, kahveler, muffinler, browniler, sağlıklı aperatifler bulabileceğiniz ve gezerken mola verebileceğiniz en keyifli mekanlardan, avokadolu sandviçlerinden yemeden dönmeyin.

Pret A Manger, Carnaby.

8. London Eye binmeden dönmeyin değilde, London Eye altında, Thames nehri kenarında bir sürü farklı sokak sanatçılarından güzel müzikler dinlemeden dönmeyin. Londra’nın simgesi haline gelen dev dönme dolap London Eye için biz önceden biletimizi almıştık ve bindik. 25 kişilik kapsüllerin içinde Londra’yı seyre çıkıyorsunuz. Açıkcası ben çok keyif almadım, içinde olmaktansa karşısında onu izlemeyi tercih ederim. Ama tabi yine de, sana bir tepeden baktım aziz Londra demek isteyenler için birebir, söyleyeyim İstanbul gibi olmuyor. İstanbul başka! 🙂

9. Gökdelenlere çıkmak isterseniz, bu Shard olabilir. Bina İtalyan mimar Renzo Piano tarafından tasarlanmış, çelik ve camdan inşa edilmiş, 95 katlı olup Avrupa’nın dördüncü yüksek binasıdır. 32. katta bulunan ‘Oblix’ restaurantından Londra manzarasını izleyebilirsiniz. Hayatımda yediğim en lezzetli somonu da burda yedim, tavsiye ederim. Gökdelenler demişken, yüksek teknoloji mimarisinin örneklerinden, Richard Rogers tarafından tasarlanan paslanmaz çelik Lloyd binası, sigorta şirketi olan Llyod’s of London’un genel merkez binasıdır. ‘İnside-out building’ yani içi dışarıda tasarlanmış olmasıyla dikkat çeken binanın tüm sistemi; merdivenler, asansörler ve sıhhi tesisatlar dış cephesinde yer alır. Görmeden geçmeyin. 🙂

The Shard

Oblix

Llyod Binası

10. Bu kadar İngiltere dedik, o zaman meşhur İngilizlerin ‘afternoon tea’ yani ikindi çayını içmeden dönmeyin! Ben gitmeden çok yer araştırmıştım ama tabi 3 öğün içmemiz gerekiyordu hepsine gidebilmemiz için. O yüzden sizlere sadece 2 güzel mekan tavsiye edeceğim, seçenekleri artırmanız mümkün! The Grand Cafe; Oxford’un merkezinde, ikonik Bodleian Kütüphanesinden 5 dakika uzaklıkta, 1650 yılında ilk İngiliz cafesi olarak kurulmuş. Tarihi dış görünümü, mermer ayaklı, altın yapraklı davetkar girişiyle sizi büyülüyor. İngilizler, çayın yanında ufak sandviçler, somon fümeler, scone adında lezzetli minik ekmekler, kaymak, reçel yemeyi seviyorlar. Çay için farklı seçenekler sunuluyor; english breakfast, ceylon, assam, earl grey, lady grey gibi. Biz değişik bir tad deneyelim dedik ve lady grey’i tercih ettik. Siyah çay ile portakal, limon, bergamot harmanlı, kokusu mest edici olan lady’lere yakışır romantik bir çay! 🙂
Bir diğeri ise Piccadily üzerinde bulunan Londra’nın en ünlü yerlerinden biri olan Fortnum&Mason! Geçmişi 1707 yılına dayanıyor, burası sadece cafe değil, aynı zamanda market, restaurant, mutfak aksesuarları, binbir çeşit çay bulabileceğiniz geniş yelpazeli ürün ve hizmet sunuyor. 6 katlı binada birçok restaurant, cafe, bar bulunuyor. Ama rezervasyonsuz gitmemenizi öneririm çünkü biz yer bulamamıştık. Diamond Jubilee Tea Salon’unda piyano eşliğinde ingiliz çayımızı yudumlamayı hayal ederken, tek yer bulabildiğimiz renkli The Parlour cafesinde çayımızı içmiş olduk, yine de güzeldi. Aman siz rezervasyonu unutmayın! Ne alınırnFortnum&Mason’dan derseniz, biz çok güzel mevsim çayları, lady grey ve lezzetli kurabiyeler aldık.

The Grand Cafe

English Afternoon Tea

Fortnum&Mason

The Parlour Cafe

11. Dünyanın en en güzel kurabiyesini tadmadan dönmeyin! Efsane ‘Ben’s Cookies’ le tanışın. İngiltere başta olmak üzere, Körfez ülkeleri ve Uzak Doğu’da şubeleri bulunuyor. Ufacık kırmızı dükkanları ve enfes kokularıyla sizi bekliyor, özellikle Covent Garden’da ki şubesine gidip kapısında kahvenizi yudumlarken akşamüstü Londranın tadını bu keyifle çıkarın. Olsa da yine yapsak! 🙂

En en lezzetli kurabiye ve kahve buluşması.

12. Sherlock severler buraya! Baker Street’i görmeden dönmeyeceksiniz heralde! 🙂

Sherlock Holmes Müzesi

221B Baker Street! The game is on!

13. Türk yemeği yemek isteyenler için şık bir alternatif, Babaji ( İstanbul Pide Salonu ) !
Autoban imzalı pideci Babaji, Chinatown bittiği gibi karşınıza çıkan, şehrin en işlek semti Soho’da bulunan geleneksel İznik çinisini modernle birleştirmiş, her detayına ayrı bayıldığımız leziz mekan. Çok yoğun olduğu için sıra bekleyebiliyorsunuz, eğer rezervasyon alıyorlarsa, yaptırın da gidin derim.

Babaji

14. İngiltere’de nerede alışveriş yapılır? Bicester Village, Londra’dan 1.5 saatlik mesafede, Oxford’a çok daha yakın, burada dünya markalarını biraz daha indirimli bulabiliyorsunuz. Oxford’a gideceğiniz gün uğrayabilirsiniz. Alışveriş demişken benim favorim, Soho’da bulunan Liberty! 143 yıllık tarihi, 5 katlı ahşap mimarisi, içerisinde lüks giyimden, tasarım mobilyalara geniş yelpaze sunan ikonik bina. Ve tabiki Londra’nın en ünlü alışveriş merkezi Harrods! 1824 yılında Charles Henry Harrod tarafından kurulmuş olan, 80.000 metre karelik alan üzerine kurulu olan 7 katlı alışveriş merkezinde, antika eserlerden oyuncağa birçok ürünü bir arada bulabilirsiniz.

Bicester Village

Bicester Village

Liberty

Liberty

Liberty

Harrods

Harrods

15. Dünyanın en güzel köylerini, en güzel lavanta bahçelerini görmeden kesinlikle dönmeyin! The Cotswolds, Londra’dan 2 saatlik uzaklıkta, zamanın durduğu, tarihi taş evleri ve doğal güzelliğiyle gerçek İngiltere’yi yaşayabileceğiniz kasaba ve köylerden oluşan şirin bir bölge. Cotswolds 2,038 km²’lik dev bir alanı kaplamakta ve İngiltere’nin ikinci en büyük korunan manzarasıdır. Bölge 1966’da Üstün Doğal Güzellik Alanı (AONB) olarak belirlenmiş. Köylere ulaştığınızda ilk dikkatinizi çeken etraftaki müthiş sessizlik, alabildiğine ufak tepeli yeşil araziler ve Cotswold taşından yapılmış masalsı evlerin içinde büyülenip sizde sessiz konuşarak o huzura kendinizi kaptırıyorsunuz. 🙂 Yaşlanınca köye taşınalım hayalimizi burayı gördükten sonra gözden geçirmemiz gerekti, gerçek köy dediğin buralar oluyor! Adamlar, herşeyden önce insana değer vermişler. Sonrası da çorap söküğü gibi gelmiş, şehir, köy hayatının planlaması, düzeni herşeyiyle mükemmelliği! Gel de sevme şimdi! Aşık oldum İngiltere’nin şehir hayatına da, köy hayatına da!

Burford

Bibury

Bibury

Bibury

Bibury

Cotswold Lavanta Bahçeleri, Snowshill

Cotswold Lavanta Bahçeleri

Cotswold Lavanta Bahçeleri

Cotswold

Cotswold Cafe&Shop, içerideki herşey lavantalı! 🙂

Lavantalı earl grey çayı

16. Oxford ve Cambridge öğrenci şehirlerine mutlaka gidin, çocuğunuzu burda okutacağınıza dair hayaller kurup dönüyorsunuz! 🙂 Oxford 1906 yılında kurulmuş olup, toplam 38 kolejden oluşur. Şehir üniversitesi olan Oxford’un ana binası yoktur, tüm binaları şehir merkezi içinde yer alır. Özellikle Oxford’da Avrupa’nın en eski kütüphanelerinden Bodleian binası, benim favorim. Avlulu kütüphane binasında, kule kısmı ana girişini oluşturuyor ve eskiden beş tarzlı kule olarak anılırmış. Bununda sebebi klasik mimarideki beş temel mimari üslup olan Tuskan, Dorik, İyonik, Korint ve Kompozit tarzda sütunlarla süslenmiş olmasıymış. Kütüphanenin hemen yanında daire şeklinde olan bina ise Radcliffe Camera binası, 18.yy sonlarında kütüphanenin daha geniş alana ihtiyacı olunca bu binayı kullanmışlar. Kütüphane’nin hemen girişindeki mağazasından, Oxford ile ilgili güzel hatıralar, farklı kırtasiye malzemeleri bulabilirsiniz. Dünyanın en iyi 5 üniversitesinden biri olan 1441 yılında kurulan Cambridge üniversitesini dünya gözüyle görmeden dönmeyin derim. 🙂 Üniversitenin içinde bulunan, gotik İngiliz mimarisinin en güzel örneklerinden olan King’s Koleji Şapel’ini ve16. yy’dan kalma vitray pencerelerini yakından görün. Ve son olarak Cam Nehri’nde punting yapmadan dönmeyin! Biz malesef kapandığı için yapamamıştık ki saatte çok geç değildi, akşam 5 ya da 6’ydı.

Bodleian Kütüphanesi - Ana Giriş

Bodleian Kütüphane'sinin Avlusu

Bodleian Kütüphanesi

Bodleian Kütüphanesi

Bodleian Kütüphane Mağazası

High Street, Oxford

All Souls Kolleji

Meryem Ana Üniversite Kilisesi

Oxford

Cambridge

King's College Şapeli

Cambridge

Cam Nehri Punting

17. Liverpool şehrine gidebilirsiniz, biz Glassgow’a giderken yolüstü olduğu için burada kalıp, gezip geçeriz diye tercih ettik. Liverpool İngiltere’nin kuzeybatısında, Mersey Nehri’nin doğusunda, dünyanın sayılı ticari liman kentlerinden biridir. Meşhur İngiliz futbol takımı Liverpool kulübün stadyumu Anfield Road görmeden dönemezdik. 🙂 Mersey Nehri kıyısında, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası olarak seçilen Albert Dock, şehrin en önemli tarihi dokusunu oluşturmaktadır. Burada mağazalar, cafeler ve müzeler bulunuyor. Sanatseverler için Tate Liverpool’u ve bu şehirde kurulmuş olan ünlü Beatles grubunun hayranları için de ‘The Beatles Story’ müzesini görmeden dönmeyin! Liverpool’da birde çok güzel bir uygulama var, sigara izmaritini yere atmak yasak! Eğer atarsanız sivil polis kılıklı ama polis olmayan görevliler boyunlarında asılı olan gizli kameralarla sizi çekip, durdurup ciddi para cezaları kesebiliyor. Aman dikkat, bizden söylemesi! 🙂

Royal Liver Binası, Pier Head, Liverpool

Albert Dock

LoveLocks

18. Durham! Edinburgh dönüşü burada yaşayan arkadaşlarımızı görmek için uğradık. Durham; Wear nehrinin geçtiği, Normandiya mimarisinin güzel örneklerinden Durham Katedraliyle, hafif yokuşlu yollarıyla, ortaçağdan kalma kasaba tadında bir şehir. Burayı bize sevdiren dostlarımızdı elbette ama yine görülmeye değer. Özellikle İngiltere’de, ingilizce eğitimi almak isteyenler, Durham ve yakınında ki Newcastle şehirlerini tercih edebilir. Hem fiyatlarının daha uygun hem de eğitimininde güzel olduğunu öğrendik. Küçük bir şehir olduğu için yaşaması da keyifli ve kolay olur. İskoçya’ya da yakınlığından gezilecek yerlerinizde bol olur. 🙂

Londra'nın sokakları!

Oldies but goldies!

Londra'nın simgesi taksileri!

En iyisi!

Büyük Britanya yazımı sadece İngiltere kısmını anlatarak bitiriyorum. İskoçya ve Galler bir sonraki yazımda! Şimdiden yolunuz İngiltere’ye düşerse keyifli gezmeler. Sağlıkla ve seyahatle kalın. Sevgiler Moskova’dan..

Yorum Yap